PİSAGOR’ un TELLERİ

Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 580 – M.Ö. 500 ), Ezoterizm’ de büyük inisiyelerden biri olarak kabul edilir. Sayıların babası Pisagor, Kürelerin müziği ya da Kürelerin armonisi fikrinin kurucusudur ve evrenin armoni gösteren sayılarla düzenlendiğini, müziğin matematiksel oranlara indirgenebileceğini kanıtlamış, diatonik skalayı keşfetmiştir. Ses tonlarını, yedi ayrı notaya bağlamanın ilk defe Phythagoras tarafından yapıldığına inanılır ve müzikle tedavi çalışmalarıyla da tıbba katkıda bulunmuştur. Mısır’ın Teb ve Memphys kentlerinde aldığı ezoterik eğitimlerden sonra Babil’de kalmış ve bu sırada Zerdüşt’lük dinini, mistik sayı tekniğinin Kabala’ daki yorumunu da incelemiştir. Eski Mısır’daki kahinlerin ve Babil rahiplerinin ayinlerini müzikle gerçekleştirmesi ve müzik formatının matematiksel işlemlerle uygulanması Pisagor’ un felsefesinde çok önemli bir yer tutmuştur.

Uzun yıllar süren yolculuklar ve öğrendiği kutsal bilgiler ile Yunanistan’a dönen ve Delf mabedi rahiplerine, Mısır ve Babil’de öğrendiklerinin bir sentezini sunan Pisagor, yorum ve fikirlerinin rahiplerce kabul edilmediğini gördükten sonra İtalya’ya giderek kendi okulunu kurmuştur. Taranto Körfezi’nin uç noktasındaki bir Dor site-devlet’i olan Croton’daki okulunda kendi ezoterik ekolünü oluşturmuştur. Bu okul sadece ezoterik bilgilerin verildiği bir okul olmaktan öte inisiyatik özelliği olan ve bilimler akademisi niteliğinde matematik, geometri, astronomi, fizik, psişik, din ve siyasi bilgilerin verildiği bir okul olmuştur. Pisagor bu bilimlere “insan bilgisinin tümünü kuşatan” anlamında “matemata”lar adını vermişti ve bu eğitim tarzı, bilim çağının başlaması için ilk adımı oluşturarak, yüzyıllar sonra İtalya’da Rönesans’ın doğmasını sağlayan en etkili sebeplerden biri olmuştur. Pisagor’a göre, tüm felsefe ve dinlerde “hakikat”in (verite) dağınık ışınları yer almaktaysa da, bu ışınların merkezi ezoterik doktrindi. Ayrıca hakikate ulaşmada öncelikle “sezgi” gerekliydi, gözlem ve muhakeme yeterli değildi. Pisagor, öğrencilerine sezgi yeteneğinin geliştirilmesi gerektiğini özellikle belirtmiştir. Görünen alemin üstünde, bir başka görünmez alem olduğu gibi soyut bir fikrin sadece sezgi ile algılanabileceğini söylemiştir.

Pythagoras, iyi bir müzisyendi ve harp çalıyordu. Sesteki matematik oranlarını saptamak için çeşitli denemeler yapmış, matematik ve müzik arasındaki ilişkiyi bulmuştur. Metallerle yaptığı deneylerde, birbirine orantılı olan ağır yedi metal cisme birer birer vurmuş ve çıkan seslerin müzik notalarına denk geldiğini bulmuş, ikinci denemesinde bu ağırlıkları yedi tane gerilmiş telin uçlarına bağlamış ve telleri birbirlerine orantılı olarak uzunluklarına göre ayarladığında yedili nota sistemini kurmuştur. Telin kısalmasıyla çıkardığı sesin inceldiğini , iki telden birinin uzunluğu diğerinin iki katıysa, kısa telin çıkardığı sesin uzun telin çıkardığı sesin bir oktav üstünde olduğunu bulmuştur. Eğer tellerin uzunluklarının oranı 3’ün 2’ye oranı gibiyse, iki telin çıkardığı sesler beşli aralıklı idi. Örneğin telli sazlarda parmağımızı tellerden birinin ortasına bastığımızda teli titreştirirsek çıkacak olan ses, tel boş titreşirken çıkacak sesin bir oktav üstünde olacaktır. Benzer şekilde eğer parmağımız, telin uzunluğunu 2/3 oranında bölen noktadaysa, telin boş durumuna oranla bir beşli aralık yukarda ses çıkacaktır. Böylece müzikte armoni ile tam sayılar arasındaki ilişki bulundu. Uzunlukları tam sayı oranlarında olan gergin tellerin de armonik sesler verdiği görüldü.

Müzikteki uyumu evrene de uygulamıştır. Pisagor’a göre güneş, ay ve tek tek bütün yıldızlar dünyamıza olan uzaklıklarına göre farklı sesler çıkarıyorlardı, evren müzikli bir evrendi. Bunun kanıtı, yeryüzünde yıldızlara denk olmayacak kadar küçük cisimlerin bile hareket halinde iken ses çıkarmalarının işitilmesiydi. Pythagorasçılar uyumlu seslerle sayısal oranlar arasındaki bağlantıdan hareket ederek, her şeyin temelinin sayı olduğu, evrendeki tüm oranların sayısal olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca müzikteki uyumun etkilerinin ve oranlarının sayısal olduğunu da görüyorlardı. Evrende herşeyin sayılar üzerine kurulu olduğunu ispat eden Müzik Bilimi de yedi nota üzerine kurulu teoremi kabul eder. Işığın yedi renginin birleşiminin beyazı, saflığı oluşturması gibi, müziğin yedi notasının da 1/2,2/3,3/4,5/8 gibi ölçülerle çalınması müzikteki saflığı, ritmi ve armoniyi meydana getiriyordu. A, E, İ, O, U gibi sesli harfleri yediye bölerek onları müzik notalarla bağdaştırıyorlardı. Yedi sayısının, Pisagor okulu için önemi büyüktü çünkü Kutsal üçlü Triad ile düzeni oluşturan Tetrad’ ın bileşiminden meydana geldiği için tekamül sayısının simgesiydi ve sembol olarak da bu düzen ile kurulmuş piramitlerin yapısını anlatırdı.

Pisagor’un teorisine göre Dünya zıtlıklardan oluşur. Doğadaki bütün zıtlığın kökeni “bir” ile “çok” arasındaki zıtlıktır. Halbuki tek başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan ne tek ne de çifttir, aynı zamanda hem tek hem de çifttir. Pisagorcular sayı öğelerinin çift ve tek, bunlardan birincilerinin sınırsız ve ikincilerin sınırlı olduklarını savunuyorlardı. ‘Bir’ noktadır, ‘iki’ çizgidir, ‘üç’ yüzeydir, ‘dört’ oylumdur. Böylece tüm şeyler sayılardır , tüm cisimler uzaydaki noktalardan yada birimlerden oluşurlar ki, bir arada alındıklarında bir sayı oluşturmaktadırlar. Noktalar, çizgiler ve yüzeyler olgusal birimlerdir ve doğadaki tüm cisimleri oluştururlar ve her cisim bir sayının karşılığı haline gelir. Pisagor 1’i tanrısal olarak yorumlarken 10 sayısının tanrısal olan ile hiçliğin mükemmel birliğini ifade ettiğini savunmuştur. 5 rengin, 6 soğuğun, 7 sağlığın, 8 aşkın nedenidir.

Evrenin düzenini anlatmak için kurduğu Kürelerin Armonisi adındaki teorisine göre gezegenler müzikal oranlara göre dizilmişlerdir ve aralarındaki uzaklıklar müzikal aralıklarla devam etmektedir. Phythagoras, müzik notalarının her birinin yedi gezegenden birine tekabülü ettiğini ve gezegenlerin yörüngelerinde hareket etmelerinden çıkan seslerin de inisiyelerin duyabileceği bir “kürelerin müziği” meydana getirdiğini öğretirdi. Pisagor’un bu varsayımında dokuz kozmik siferin (Küre) hareketleriyle birlikte armonik sesler oluşur ve bu sesler birbirleriyle matematiksel olarak da uyumludur. Eski metinlerde, siferler ya da kürelerle ilgili üç armoni biçiminin varlığından Plinius, Çiçero ve Platon da bahsetmiştir.

Pisagor’ un öğrencileri iki gruba ayrılıyordu, matematikçiler ve dinleyiciler ( akuzmatikçiler ). Öğrenciler, okulda yaşıyorlar ve et yemiyorlardı. Pisagor, öğrencilerinden önce Yaratıcı’ nın varlığını sezmelerini sonra da sevmelerini isterdi çünkü tüm evren sevgi üzerine kurulmuştu. Pisagor, müridlerine ” Yaratıcı’ ya sadece kendi çabalarınızla ulaşabilirsiniz” demiştir. Ruh, yaşam skalasının en alt basamağından, cansız varlıklardan başlayarak yukarı doğru tırmanırdı. Yaşadığı hayat bir üst düzeye geçmeye yeterli ise bir sonraki yaşamda daha üstün bir varlık olarak dünyaya gelir, değil ise bir alt seviyeye geri dönerdi. Ruhun akort edilmesi gerektiğine ve armonisine inanan Pisagorcular, bu nedenle tüm törenlerinde müzik kullanırlardı. Bu inanç, klasik anlamdaki ritim ve armoni bilgisinin ve armonik müziğin gelişmesini sağladı. Aynı zamanda o yıllarda müzikle tedavinin mümkün olduğuna inanılmaktaydı çünkü hastalıkların insanın iç armonisi bozulduğu zaman oluştuğunu düşünüyorlardı ve Pisagor da bunu savunuyordu. Pisagor’un o dönemde hastalara belirli ses ve melodileri sürekli tekrarlatarak dinlettiği ve böylece hastaları tedavi etmeye çalıştığı bilinmektedir.
Pisagor okulunun törenlerinde söylenen bir şarkının sözleri şöyledir;

“Ölümsüz tanrılara dön,

Kendini eşsiz aşklara bırak.
İnancını koru…

Bil ki,

Çeşitli uluslarda ve çeşitli dinlerde dağıtılmış görülen,
Tanrılar tek dir.

Evrenin tek Tanrısı vardır.
Hepsine hoşgörüyle bak.
Ama gerçeğin ne olduğunu da bil.
Gizlilik aleminde bütün dinler birleşirler.”